DEMHERÎ KİFAYETLER
Günahına Sevaplar
Tarih: 23:37, 4/2/2007
Hayatın üzerime bağışladığı bir dizi derdin baş rolünde hiç de sıkıntı çekmedim. Çünkü çektiğim dertse bile ben hep kadrajda hayatıma dair puantaj hesabındaydım. Topladığım artılar çıkarttığım eksilerden arta kalanlardı sadece ve üzerini almayıp sevabına bağışladığım günahlarım da hiç peşimi bırakmadı. Anne baba zoruyla kötü günler için cebimde biriktirdiğim nakit sevaplarım da vardı ama aynı delik cepleri dikecek bir sevapdaş edinememiştim. Çünkü adı konmamış en telaşlı ve menfi günlerde ne ara elimi cebime atsam, çıkarttığım hep annemin bir mendile sarıp sarmalayıp tıkıştırdığı kendi sevapları oldu ki ben hiç sevmedim kendi günahımdan anamın sevabını çıkartmayı ya da suçumla babamın bağışını çarpmayı.
Yol üstü iyiliklerim ya da giderayak sevaplarım da pek oldu sayılmaz. Artı eksi hesabına tuttuğum defterim hep gider gösterirdi ve içerde olduğum sayısız günler kaçışım da mütemadiyen giderayak olurdu; yol üstleri gidişime suskundu zaten.
Böyle tatsız tuzsuz bir hayatın keyfini sürdüm yıllarca. Öyle ya keyifti bana tüm hikayeler. Önce adını koyduğum hikayelerin sonunu bulamadıkça da silip hayatları baştan yol aldım. Ben en başa döndükçe de yollar bir bir uzaklaştırdı beni en baştan. Ben o en başın yolcusuyum. Olur da bir gün hikayeme tekrar başlayabilirsem; kendime seçtiğim taşsız topraksız uzun bir yolun kıyı şeridinden, kaybettiğim sevdik gözlerle en asgari hızımla seyredicem. Asgari günahlarımla da ismimi işaretleyeceğim o en başa, çizgilerin en koyusuyla ve en keyiflisiyle hayatların...
Hikayeler Figüranı
Tarih: 00:16, 18/1/2007
Daha ne hissettiğini bilmeden korktuğunu sanıp en alelade hışmıyla yüzüne vuran günün kuyruğundan kavrayabilmektir mutsuzluğun, ta en başında yoldan geriye dönebilme hali ki; insan zaten hallere ayrılmamış mıdır, hayata sesini kustuğunda gönlünden geçen acısıyla? Hayat değil midir yükünü eksik etmeyip de sonra “bu demler mi fazla yoksa ben mi eksiğim bu yeşerişe” diye hayıflandıran ya da günler değil midir her vedasında kırık bir avuç kalbin ertesini ısmarlayıp da tanrıya, gelince de aynısından üzmeye devam eden doyumsuzca?
Bilinen bilmediklerimiz zararsızdır zaten ama en can yakanı da bilinmeyen bilmediklerimizdir… Haa bir de bildiğimizi sandığımız bilinmeyenler vardır ki tatsız bir tas çorbanın nihayetinde dile basılan tuzdur; gönülsüzdür yani..
Boşluğun ötesinde, aynı kırık tasın bir dolu umudunun avuçlanıp arta kalan son demlerinin huzuru sezilirken, gökyüzü gözyaşını koyuverir yeri ve göğü ıslatmadan…karanlığın içinde biten koca bir hayatken, karanlığın içine biten de en az o kadar büyük bir sondur tüm başların bitimine denk gelen ve nihayetine erdiren de satırlar dolusu yazıp, bir o kadar anlatmamaktır.
Bildik hikayeler anlatmak ve üretip çabucak tüketmek bilmediklerini, alışılagelmiş bir umutsuzluğun tanıdık yüzlerinden biridir. Hele ki kaybolmak her bir hikayede ve seçilen en münasip kahramanlardan biri olmak yine her birinde; doğuştandır. Mütemadiyen de seçilen hep kahraman olur kendine yakıştırılan ancak bir kahraman asla kahrına münhasır çile yüklenmez ve dağ olur,eteğine göre gamı olur. Mecliste de yitik, ezik alelade bir hikaye figüranı konu bile edilmezken, meclisin en saf halinde bile göz ardı edilen aslında aynı kahramandır; pek tabi boşluğu bulunursa... Özgürlüğün olabilecek en güçlü mekanıdır hikayeler ve herkesin anlatacak pek çok hikayesi vardır; zira yalanın da uğrak yeridir,düştür. Çoğu zaman da gerçeğe düşüştür ve ölümcül olabilmektedir aynı sonun ayyukunda beraberse kader. Hızlı dillenir ve usul usul türküsü yakılıp söz olursa her satırı, o zaman yutkunuşu sert olur ancak çabuk tükürülür zehri…Berisi ötesi dallanmaz,dillenmez; türküsü söylenmez, anlanmaz ise ve ellenmez ise ateşi; miladın gölgesi olur, lazım gelen en zayıf anda üzerindeki tozuyla çıkarılıp raftan hemen bir beste yapılır güftesi üzerine, imzalı her satırı o zaman bir dua eder lanetlenmiş bin dua kadar ve kıymet görür, değer biçilir..
Asr-ı Feyk
Tarih: 00:15, 18/1/2007
Ayın yüzümde çöküşü ve sesimden göçüşüyle beraber günün, yalnızlığına ant içtiğim bir dolu hüzün dizdim silsilesinden; daha en baş harfi hüsrandı hepsinin de. Koca bir son yıktım üzerlerine ve acısını dizdim boğazlarına söz ettiğim her damla yaşımda. Bahtıma yenildiğimi sanırlarken, mahçup olduğum bir avuç yüzdü mahçup olmamış hiç. Güldüğümüzü sandığımızı bildiğimiz ne acı saatler görüp geçirdik ve çoğunu ertesine artırmaya uğraştık ama birçoğu da öncesine eklendi kendinden,unutuldu da…
Ağlamayı da beceremedik ya sesimizle, hep yuttuk düğümlense de boğazımıza ve sesimiz oldu sessizliğimiz, öfkemiz oldu gülüşümüz, kinimiz oldu duamız ama döndü devran işte… bir ahımız lanetlenmiş bin duadır artık ki çöker aynı karanlıkta üzerlerine ve o hepsine birer ışık verir kendilerinden ama yine yakar kendilerini…
Okyanusun Kaderi
Tarih: 07:02, 17/1/2007
Gün, bugün hiç de doğmak niyetinde değildi,
Poyrazın lakırdısıydı adeta eteğinde biriktirip getirdikleri.
Bir avuç yasaklanmış sevda kokusuydu yalnızlık ikliminden.
Bütün hepsinden arta kalan ise; kalamamışlıktı gidenlere inat…
Bütün mevsimlerin dışında bir soğuk esti sabaha karşı,
Yalnızlık geceden mirasçasına kondu yatağına sessizce,
Oysaki bilmediği, daha yıllar öncesinden yazılmasıydı tüm baş harflere inat.
Bildiği ise bilemediklerini bile bilmemekti belki de bile bile.
Böyle habersiz, ardı arkasına yaşadı bütün günleri üzerine bahşedilen;
Her günü bir çıkmaz, her çıkmazı bir dönülmezken,
Cebinden çıkma bin bir umut ışığında geçtiği her kapı,
Geçtikçe uzaklaştırdı sokağa tokat gibi vuran siluetini kendinden…
Bir söylemenin dışında bin susmak ya da bir duaya bin lanet süslemek,
Ah etmemek bedduada ya da bin emretmek bir ricada,
Hayata dair tüm gördüklerini kusmak gibiydi her gece yatmadan önce ona.
Alışılmıştı yani ızdırap kendinden ve yine acı çekmekti hayat.
Kör topal izdihamında aksak yürümekti aynı dönüş yolunu.
Kötüsü de döndüğünü sandıkça açılmaktı ve açıldıkça da boğulmak.
Boğulmak biçareydi ölüme çünkü keşke ölüm olsaydı kapı huzura,
Bir ölse rahatlayacaktı halbuki; bir boğulduğunda bin yaşattı hayat ona inat.
Her savrulduğunda kıyılarca yaş eyledi gözünden,
Her kıyıda da bin kum tanesi oldu yüzünden silinen usulca…
Kıyıya vurdu sesi nihayet, bastığı kum tanelerinden gemiler yapmaktı telaşı.
Kıyıdaki tek iziyken ızdırabının acı sesi, güneş de dikildi üzerinde berelerce.
Okyanusun bıraktığı hep yeni acılardı aynı kıyıyı her dövüşünde dalgalarca,
Dalgalar ise hiç dokunmadı saçına, bir tek teline değmedi rüzgarın kanadı.
Tek dertleri de önce bozmaktı her kumdan gemiyi; hep de rüzgar kazanırdı.
Derken deniz kızdı, yüklendi tüm derdini, bir solukta yuttu kıyıyı;
Artık ne gemi vardı kumdan..ne de sesi ızdırabın arta kalan…
Zaten hiç bitmedi o gemi.
Ne rüzgar ne okyanus; hiç bitememekti “kaderi”…
Bozuk Sevmeler
Tarih: 01:00, 17/1/2007
Kalabilip her sesinde ve öylece durmak baktığın her dönüş yolunda…
Gitmemek işte oradan, yani dönmek her defasında…
***
Sevmek adında küçük bir dost edinmiştim çok eskilerden kalma bir miras
Sonra da hep yeni dostlarım oldu ardından
Sevmek,aşık olmak,gülmek,kalmak,dönmemek,gülmemek,ağlamak…
Bağışlanmaya yüz tutmuş suçlar edindim en sonunda da
Tövbelerin dillenip de en meşakkatlisinden küfürlere çalındığı
Duaların lanetlerle süslendiği
Uzanıp bir türlü tutunamadığım,düşüp hiç kalkamadığım
Bahsi bir tek karanlıkta geçen bir sokağım oldu kendime…
Hepsinden ötede ise gözyaşlarımdan bozma, kalan gururumdan asma
Siyahlı beyazsız kinimden taşma, kızdıkça başıma vurduğum taştan yazma
El yazım işlemeli, gözyaşım dikişlemeli bodur bir gölge tuttum kendime
Ben ne yapsam yapmayan,konuştukça susan…
***
Çıkarır üzerimdeki nefreti asarım hayal kırıklığı yüklü bir dönüş yolu sırtına
Çakıl taşları ve deniz yıldızlarından tılsımlarım olur valizimde
Sabahın en iklimsiz, en sessiz doğuşunda sesim olur rüzgar
Daha da ziyade yaşım olur yağmur gözüme, sularım akşamı
En kıdemlisinden hayatlar bildim ki hepsi de şahidim olur
Dönmek sağ salim, hayırsa; her dönüş yolunda bin evete hayırlarım kendimi…
Yine bildik ve sevdik cümleler edindim kendime böyle bir dönüş yolu izahında
Gözler gördüm hiç görmemiş ve duydum bir sürü ses hiç işitilmemiş
Aklıma dirayet eden her dem fasılda nağmelerden meze yaptığım gibi
Ezgisine yazık ettiğim tükürüp de içimden kan kusarak
O her söze ismini ekledim ve içtim ardından hiç içmemiş gibi…
Hele o yol o kadar uzun gelirdi ki göze, göz hiç görmezdi o yolu
Yol da hiç bilmezdi böylece sevebilen olduğunu
Bir müsaadesi yeterdi aslında, bir kabul kafiydi sevmeye
Yol kendinden bozuk olsa da sevmelere,sevmek yollar yapardı ya yeniden
Yeni yollar sevmeye giderken, sevmeye en bozukları ise köprülerde biterdi…
***
{ } { Sonraki Sayfa }
|